https://rentyachtturkey.com/

Haber Kuzey Kıbrıs

maltcasino
izmir escort
Bostancı escort Ataşehir escort kadiköy escort ümraniye escort anadolu yakası escort Pendik escort Kurtköy escort Kartal escort maltepe escort Ataşehir escort anadolu yakası escort Ataşehir escort Ataşehir escort
izmir escort
mersin escort
gaziantep escort

sakarya escort sakarya escort sakarya escort serdivan escort webmaster forum

serdivan escort serdivan escort serdivan escort hendek escort ferizli escort geyve escort akyazı escort karasu escort sapanca escort

Halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmam

Halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmam
02 Haziran 2020 - 11:15

“İNSANLIK CAN VE GEÇİM DERDİNDE”…

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, YDP’nin Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 6 ay uzatılmasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle açtığı iptal davasını değerlendirdi. Akıncı, “Bu dönemde tüm dünya virüs salgını ile boğuşurken, insanlık bir yandan can, bir yandan geçim derdindeyken Kıbrıs konusunda kim, nerede, nasıl bir gelişme bekleyebilir? Bunun ötesinde ben, Kamu Hizmeti Komisyonu’ndaki boş bir üyeliğin tarafımdan doldurulmak yerine, yasada tadilatla komisyonun bu haliyle çalışmasını tercih eden bir kişi olarak, halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmayı zaten düşünemem” dedi.    Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmayı düşünmediğini vurgulayarak, “Halkımız yetkisini yenilediği takdirde Kıbrıs sorununun çözümü için var gücümle çalışırım elbette; çünkü yaşadıklarımızın her iki topluma da çözümün gerekliliğini bir kez daha gösterdiğine inanıyorum” dedi.

KIBRIS Gazetesi köşe yazarı Erçin Şahmaran’ın sorularını yanıtlayan Akıncı, Yeniden Doğuş Partisi’nin Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 6 ay uzatılmasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle açtığı iptal davasını değerlendirdi.    Süreçle ilgili detaylı bilgi veren Akıncı, “Bu dönemde tüm dünya virüs salgını ile boğuşurken, insanlık bir yandan can, bir yandan geçim derdindeyken Kıbrıs konusunda kim, nerede, nasıl bir gelişme bekleyebilir?  Bunun ötesinde ben, Kamu Hizmeti Komisyonu’ndaki boş bir üyeliğin tarafımdan doldurulmak yerine, yasada tadilatla komisyonun bu haliyle çalışmasını tercih eden bir kişi olarak, halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmayı zaten düşünemem” dedi.    İlk müzakerelerden bu yana yarım yüzyılı aşkın bir zaman geçtiğini anımsatan Akıncı, çare üretilemediğini ama çabadan da vazgeçilemediğini belirtti. Akıncı, sorun var oldukça çözüm için uğraşıların da sürmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, “Ortada bir gerçek daha var; zaman geçtikçe ayrılık ve bölünmüşlük kökleşiyor” şeklinde konuştu.    Sınır kapılarının açılmasıyla ilgili de Rum Lider Nikos Anastasiadis’le varılan anlayış birliği çerçevesinde 8 Haziran’dan itibaren güneyde çalışan insanların, eğitim alanların ve tedavi görenlerin geçişlerinin başlayabileceği yönünde olduğunu anımsattı. Akıncı, gelişmelerin adım adım iki taraf arasındaki geçişlerin normalleşmesine doğru gideceğini gösterdiğini belirtti.    Turizm konusunda Türkiye ve Yunanistan Turizm Bakanlarının telefon görüşmesi yaptıklarını ve Ege Denizinin güvenli bir destinasyon olarak ortak tanıtımının yapılması konusunda anlayış birliği sağladıklarını söyleyen Akıncı, “Bu anlayış birliği önümüzdeki süreçte eyleme dönüşür mü göreceğiz. Temennim bunun gerçekleşmesidir” dedi.

SORU: Covid 19 süreci bitti mi, bir rehavet havası görüyor musunuz?

AKINCI: “Bitti” diyebilmeyi çok isterdim ama ne yazık ki bitmedi. Dünyanın bazı yerlerinde virüsün yayılmasında bir gerileme gözlemlenirken, bazı yerlerde ise ciddiyetini koruyor. Kuzey yarım kürede sonbaharla birlikte yeni bir dalganın gelmesinden endişe ediliyor. Dolayısıyla asla rehavetin zamanı değil. Bizde 40 günü aşkın bir süredir pozitif vakaya rastlanmamış olması doğal olarak bir rahatlama getirdi. İki ay kapalılıktan sonra bu durum anlaşılır bir şeydir ama yine de tedbiri elden bırakmamalıyız.

SORU: KKTC’nin sınır kapılarının açılması için hazır olduğuna inanıyor musunuz? AKINCI: Bugün itibarıyla kuzeyde pozitif vakaya rastlanmıyor. Güneyde de neredeyse sıfırlanmak üzere. Dolayısıyla yine tedbiri elden bırakmadan açılma yönünde hareket edebiliriz. İlk aşamada Sayın Anastasiadis ile vardığımız anlayış birliği çerçevesinde 8 Haziran’dan itibaren güneyde çalışan insanlarımız, eğitim alanlar ve tedavi görenlerin geçişleri ile başlayabiliriz.    Rum tarafı kendileri açısından gerekli gördükleri sağlık tedbirlerini alıyor. Bizim sağlık alanındaki yetkililerimiz de kendi açımızdan öngördükleri uygun tedbirleri geçişleri engellemeyecek şekilde elbette ortaya koyabilirler. İki Toplumlu Sağlık Teknik Komitesi de genel anlamda geçişlerin başlayabilmesi açısından da verileri değerlendirerek bir yol haritası öngörebilir. Gelişmeler adım adım iki taraf arasındaki geçişlerin normalleşmesine doğru gideceğimizi gösteriyor. Tabi bu dönemde iki taraf yöneticilerinin ve kurumsal tedbirlerin yanında kişisel olarak da artık ezbere bilinen kurallara uyumu devam ettirmemiz son derece önemli olacaktır.

SORU: Hemen her gün ülkenin birçok yerinde yangınlar çıkıyor. Önlem almak için acil olarak yapılması gerekenler nelerdir?

AKINCI: Sıcak havalar başlamadan alınması gereken önlemler vardı. Virüs salgınının bunların zamanında alınmasını engellediği anlaşılıyor. Tepebaşı’ndaki büyük yangında o bölgedeki yangın gözetleme kulesine çıktım. Kule, o gün çıkan her iki yangını da çok iyi gören bir konumda. Ancak yangın ihbarının öncelikle o kuleden yapılmadığını öğrendim. Bu kulelerin fonksiyonlarını yeterince yerine getirmesi, ormanlık alanlarda yangın şeritlerinin çalışır olması elbette alınması gereken önlemlerdir.    İtfaiye araçlarımızın ve diğer donanımların yeterliliği yanında havadan müdahale edebilme yeteneğimizin de olması artık kaçınılmazdır.  Kendimize ait bir yangın söndürme uçağı ve helikopter olamıyorsa, en azından KKTC’de konuşlandırılmış bir hava aracına ihtiyacımız olduğu açıktır. Türkiye’den vaktinde gelebilmesi her zaman kolay olmuyor. Nitekim ikinci yangında hava muhalefeti nedeniyle helikopterin gelemediğini gördük. Türkiye’nin bu alanda sürekli desteğinin yanımızda olduğunu biliyoruz, bunu da her zaman teşekkürle karşılıyoruz; ama kendimize ait olması ya da en azından Kuzey Kıbrıs’ta bir adetin konuşlandırılması şarttır.    Tüm bunlara ek olarak iki noktaya daha değinmek istiyorum. Güney Kıbrıs ile sağlanan yardımlaşma bir ilk oluşturmuştur. Sayın Anastasiadis’in bu alandaki katkısını da teşekkürle anmak isterim. İki taraf arasında gerektikçe bu ve benzeri durumlarda işbirliği ve yardımlaşma gerçekleştirmek gerekli ve zorunludur.    İkinci konu ise, yangınların çoğu defa ihmallerden, dikkatsizliklerden yani insan hatasından çıktığını da unutmamak gerekir. Özellikle sıcak yaz aylarında herkesin bu bilinçle ve çevre duyarlılığı içinde hareket etmesi şarttır.
SORU: Doğu Akdeniz’de Covid-19 sonrası nasıl bir süreç işlemeli? Faaliyetlerin karşılıklı durdurulması gündeme gelebilir mi?

AKINCI: Doğu Akdeniz’de salgın olsun ya da olmasın yapılması gereken bellidir. Diyalog içinde çıkış yolunu bulmak ve denizaltında olduğu öngörülen zenginliklerden hem Kıbrıs’taki iki toplumun hem de bölge ülkelerinin adil ölçüler içerisinde yararlanmasını sağlamak. Kuşkusuz bunun ilk şartı tarafların konuyu konuşabilmeleridir. Maalesef Rum tarafı enerji konusunu müzakerelerden ayrı tutup bizimle konuşmamaktadır. 13 Temmuz 2019 tarihinde yaptığımız öneriyi de reddetmektedir.    Virüs salgını nedeniyle Rum tarafı adına çalışan şirketler 2021 yılına kadar araştırmalarını durdurduklarını açıkladı. Bu durum bize yeniden bir diyalog şansı vermektedir. Bunun değerlendirilmesinin hem Kıbrıs hem de bölgemiz için iyi olacağını düşünmekteyim.    Bahsettiğimiz bu konulara ek olarak şunu da ifade etmek isterim ki, sadece bölge halkları olarak değil, tüm insanlık olarak, dünyamızın geleceği açısından petrol ve doğal gaz kullanımının giderek azalacağı ve yerini temiz enerji, yenilenebilir enerji kaynaklarının alacağının bilincinde hareket etmeliyiz. Bir güneş adası olan Kıbrıs’ın da bu doğrultuda yol alması gerektiği ortadadır.

SORU: Türkiye ve Yunanistan, yeni dönemde turizm ortaklığı yapmayı planlıyor. Kıbrıs’ın iki tarafı bu tür ortaklık ve işbirliği yapamaz mı?

AKINCI: Turizm konusunda Türkiye ve Yunanistan Turizm Bakanlarının telefon görüşmesi yaptıklarını ve Ege Denizinin güvenli bir destinasyon olarak ortak tanıtımının yapılması konusunda anlayış birliği sağladıklarını biliyoruz. Bu anlayış birliği önümüzdeki süreçte eyleme dönüşür mü göreceğiz. Temennim bunun gerçekleşmesidir; çünkü iki tarafın da işbirliğinden kazanacakları çok şey var. İki ülke arasında sorunlar çok. Ancak barış içinde ortak yarar temelinde işbirliği yapmaları için de nedenler çok. Umarım gerçekleşir. Kıbrıs’ta da sadece turizmde değil birçok alanda bugünkünden çok daha fazla iletişim kurarak işbirliği yapabiliriz.    Kıbrıs’ın her iki tarafı belki Ege Denizi’nden de daha fazla güvenle gelinebilecek bir destinasyon konumuna geliyor. Benzer yaklaşımlarla Kıbrıs turizmi de bir bütün olarak elbette pazarlanabilir. Ne var ki çok iyi bilinen gerekçelerle Kıbrıs sorunu sürdüğü müddetçe bunun gerçekleşmesi çok zor. Bu da hepimize bundan sonrası için de Kıbrıs sorununun çözümünün ne kadar gerekli ve birçok alanda ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. “Halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmayı zaten düşünemem”

SORU: Seçim ertelendi fakat cumhurbaşkanlığınızın yetki ve yasallığı tartışılıyor. Konu mahkemelik oldu. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

AKINCI: Aslında ortada genel bir tartışma yok. Tartışan sadece YDP’dir ki o da başlangıçta diğer partilerle birlikte hareket ediyordu; sonradan mahkemeye gitmeye karar verdi. Erteleme, herhangi bir kişinin veya partinin isteği ile olmadı. Zorunluluktan dolayı tüm partilerin talebiyle oldu. Seçim yapılacak bir durum olmadığı için yapılamadı. YDP Genel Başkanı Sayın Arıklı, Meclis’teki konuşmasında erteleme konusunda oy vermeleri için bir şart koymak istedi. O da, Kıbrıs konusunda herhangi bir dış temas veya bir açılım yapılacaksa Cumhurbaşkanı’nın Meclis tarafından yetkilendirilmesi konusuydu. Diğer partiler bunun doğru ve mümkün olmadığını söyleyerek YDP’nin talebine onay vermedi.    YDP bunun üzerine Meclis’te ret oyu verdi bilahare de mahkemeye başvurdu. Bu hususta şunu söylemek isterim. Bu dönemde tüm dünya virüs salgını ile boğuşurken, insanlık bir yandan can, bir yandan geçim derdindeyken Kıbrıs konusunda kim, nerede, nasıl bir gelişme bekleyebilir?    Bunun ötesinde ben, Kamu Hizmeti Komisyonu’ndaki boş bir üyeliğin tarafımdan doldurulmak yerine, yasada tadilatla komisyonun bu haliyle çalışmasını tercih eden bir kişi olarak, halktan yeniden yetki almadan Kıbrıs konusunda adım atmayı zaten düşünemem.    Ama şunu da söyleyeyim, halkımız yetkisini yenilediği takdirde Kıbrıs sorununun çözümü için var gücümle çalışırım elbette; çünkü yaşadıklarımızın her iki topluma da çözümün gerekliliğini bir kez daha gösterdiğine inanıyorum.  SORU: KKTC için başkanlık sistemi tartışılmalı mı? AKINCI: Hiçbir şeyi kategorik olarak reddetmemeliyiz. Elbette başkanlık sistemi de tartışılabilir, zamanlamaya dikkat edilerek. Dört ay sonra Cumhurbaşkanlığı seçimimiz var. Uygun zaman seçimin sonrası olabilir. Hiçbir sistem tek başına her derde çare değildir.  Her sistemin artıları eksileri var.  Başkanlık sisteminin de öyle. Dünya örneklerine baktığımızda az sayıda başarılı Başkanlık sisteminin yanında çok sayıda otoriter yönetime kayan kötü örnekler var. Öte yandan ait olduğumuza inandığımız Avrupa’da tıkır tıkır işleyen çoğulcu demokratik parlamenter yapılar var.    Kendi ülkemizde kısa ömürlü koalisyonlarla istikrarı sağlayamamış olmamızın getirdiği arayışları anlamak mümkündür. Uygun zamanlamayla oturulup tartışılır. Bizim temel sorunumuz nedir? Biz kendi ülkemizde gerçekten özne olabildik mi? Kendi kendine yeten ve kendi kendini yöneten bir yapıyı oluşturduğumuza samimiyetle inanıyor muyuz?    Eğer Başkanlık sistemi için uzlaşma sağlanırsa gündeme gelecek olan Anayasa değişikliği konusunda başka önemli maddeler gündeme gelmeyecek mi? Siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum, bireyler geçici 10. Maddeyi sorgulamayacak mı? Kısacası toplumun kendi özgün kimlik ve kişiliği ile var olması ve gerçek bir irade sahibi olması ana gündemi oluşturacaktır. Bundan kuşku duymuyorum. Diğer bir konu, her koşulda demokratik uzlaşma kültürümüzün gelişmeye muhtaç olduğunun anlaşılmasıdır.  Başkanlık sistemi yine partiler arası uzlaşmayı zorunlu kılan bir sistemdir. Mecliste partiler arasında uzlaşma olmazsa başkanın bütçesinin onaylanması mümkün olmaz. Dolayısıyla sistem farklı da olsa değişmeyen temel kural uzlaşma kültürünün gerekliliğidir.

“Zaman geçtikçe ayrılık ve bölünmüşlük kökleşiyor”

SORU: Kıbrıs sorununa dair ilk görüşme 3 Haziran 1968’te Beyrut’ta yapıldı. 52. yıldönümü geldi, henüz bir sonuca varılamadı. Bundan sonrası için neler yapılmalı, yeni, farklı, iki tarafın kabulleneceği bir dönem nasıl başlatılabilir?

AKINCI: Soruda kilit kavram “iki tarafın kabullenebileceği” sözcüklerinde ifadesini buluyor. Bunun da ne anlama geldiği aslında uzun yıllardır biliniyor ama sonuca varmak için gerekli kararlılık ve irade bir türlü yaşama geçirilemiyor. İlk müzakerelerden bu yana yarım yüzyılı aşkın bir zaman geçti. Çare üretilemedi ama çabadan da vazgeçilemiyor. Çünkü sorun var oldukça çözüm için uğraşıların da sürmesi kaçınılmaz. Ancak ortada bir gerçek daha var; zaman geçtikçe ayrılık ve bölünmüşlük kökleşiyor.    Virüs salgını dünyaya ve bize nefes aldıracak bir noktaya ulaştığında Kıbrıs için de çabalar yeniden başlayacaktır. Çözüm fırsatı inanıyorum ki her iki tarafın da çabaları ve BM Genel Sekreterinin de katkıları ile yeniden karşımıza çıkacaktır. Bunu her iki toplum da sahiplenir ve iki kurucu devletin siyasal eşitliğine dayalı demokratik Avrupai, iki kesimli federal yapı için samimiyetle çalışırsa eşitlik, özgürlük ve güvenlik içinde yeni bir yaşama doğru yol alabileceğiz. Değilse maalesef uzak olmayan bir zaman diliminde bu güzel adanın kalıcı bölünmüşlüğüne şahitlik edeceğiz.

SORU: Bu süreç, Kıbrıs sorunu çözüm sürecini uzatır veya askıdan kaldırır mı? Toplumlar arası kopukluk yaşanır mı?

AKINCI: Salgın süreci ister istemez Kıbrıs sorununu geri plana itmiştir. Zaten bizim seçimlerimizden önce herhangi bir hareketlenme de söz konusu değildi. Ancak bunun çözüm sürecini ortadan kaldırması diye bir durum olmaz. Geciktirebilir ki bu doğaldır ama ortadan kaldırmaz; tam tersine aslında Kıbrıs sorununun ve dünyadaki diğer sorunların çözülmesinin ne kadar gerekli olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olmalıdır diye düşünüyorum.    Dünya insanlığı hiçbir top tüfekle bertaraf edilemeyen ortak bir düşmanın tehdidi altına girdi. En güçlü ordulara ve en pahalı silahlara sahip ülkeler bir virüs karşısında çaresizliği yaşadılar. Tehdit sadece bu virüsle sınırlı değil, dünya insanlığın doğada yarattığı tahribatlarla iklim değişikliği ve onun getirdiği büyük sorunlarla da karşı karşıya. Daha sürdürülebilir, daha yaşanabilir bir dünya ortak hedefi tüm insanlığı birleştirebilmeli. Devletler ve toplumlar aralarındaki sorunları barışçı yöntemlerle, diyalogla çözümlemeyi başarabilmeli. İnsanlık silahlanmaya değil, sağlığa, eğitime, bilime, araştırmaya daha çok kaynak ayırabilmeli. Dünya insanlık ailesinin bir parçası olan Kıbrıs’taki toplumlarımız da birbirlerinden koparak değil, tersine bir araya gelerek, ortak tehditlere karşı ortak davranışlar geliştirmeyi öğrenebilmeli. Adamızda ve dünyamızda barış ve huzurlu gelecek ancak bu anlayış çerçevesinde gerçekleştirilebilir.

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
ANKET

Tempobet giriş
best10